Anasayfa
 

Bölümler

  Balık avı

  Balık avı tur fiyatları

  Balık avı hikayeleri

  Fotoğraflar-2005

  Fotoğraflar-2006

  Fotoğraflar-2007

  Fotoğraflar-2008

  Balık avı video

  Tekne turu

  Dalış eğitimi

  Trekking

  Adrasan

  Adrasan Otelleri

  Deepfishing Pansiyon

  Adrasana ulaşım

  İllerimizde hava durumu

  Deniz derinlik haritası

  Uydu görüntüleri

  Antik şehirler

  Etkinlikler ve haberler

  Aktiviteler

  Hakkımızda

  İrtibat

  Ana sayfa


Balık avı hikayeleri-1

Av fotolarını görmek için tıklayınız.

Aynı gün Sinarit ve Sarıkuyruk(Hikayesini oku)

 

Burası sizin hikayenizi bekliyor :)

Av öyküsünü okumak için tıklayınız.

Cihan Ülker ve Can Girgin (Hikayesini oku)

  Öyküyü okumak için lütfen resme tıklayınız.

İlk Orkinos avı-Levent Artüz (Hikayesini oku)

Resimlerini görmek için Tıklayınız

123cm-18kg Sarıkuyruk (Hikayesini oku)

  Orfoz ve Kuzu fotoğraflarını görmek için tıklayınız

Aynı oltada Kuzu ve Orfoz (Hikayesini oku)

Resimlerini görmek için Tıklayınız

135 cm Sarıkuyruk (Kuzu) avı(Hikayesini oku)

  Fotoları görmek için tıklayınız

Lampuka Torik Baraküda avı(Hikayesini oku)

 

Yazmaya nerden başlayacağımı inanın bilmiyorum.

  Akyanın tadı muhteşem zaten balık mı yedik kuzu etimi anlayamadım. Hayatımda ilk defa yiyordum, arkadaşlarım gibi bende çok beğendim, biz Akyayı mangalda yaptık. Bunun sebebi gittiğimiz restoranda pazara denk gelmesi hesabıyla (GS-BJK) maçı vardı ve çok kalabalıktı.

  O yüzden en kolay mangal olacağını söylediler, bizde uymak zorunda kaldık. Bir dahaki sefere inşallah şiş yaptırmayı düşünüyorum.Yalnız bir şey söylemeden yapamayacağım. Kafasıyla (yaklaşık 6kg geldi) çorba yaptırdık muhteşemdi. Bir kazan abartmıyorum bir kazan çorba oldu  yaklaşık 10 (on) kişi en az 3 tabak olmak üzere benim yediğimi söyleyemem:) yarısı da kaldı. Bence bu balığın en lezzetli bölümü kafası kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; balık bence enerji ve kalori açısından çok güçlü bir balık, insana garip bir heyecan veriyor. Sanki adrenalinin yükselmiş için bir hoş olur kalbin pır pır atar ya onun gibi garip bir his veriyor.

Balık avı hikayesine gelince bunu ta başından anlatmak isterim, çünkü gerçekten enteresan bir macera oldu bizim için yani eşim Sema ile benim için.

 

14 Eylül haftasıydı. Eşimle İzmir Karaburun'a hafta sonu balık tutmaya gidelim diye karalaştırdık. Daha sonra şirkette 16 Eylül perşembe günü Oktay arkadaşım bir site bulduğunu Akya yakalamak için tur düzenlendiğini öğrenip bana gösterdi. Gözlerim bir anda yuvalarından fırladı çünkü hayatımda en çok yakalamak istediğim balığın fotoğraflarını gördüm. İlk önce inanamadım gerçekten mümkün mü diye kendime sordum  çünkü resimde gördüğüm balığın boyu 135cm kilosu 28-30 kilo arasındaydı.

 

Bu benim için bulunmaz bir fırsattı biraz düşündükten sonra kendime neden olmasın diye sordum ve telefona yapıştım.İlk önce Atilla beyle görüştüm hafta sonu Adrasan'da olmayacağını, Menderes beyle görüşmemi söyledi bende Menderes beye telefon açtım. Hal hatırdan sonra şöyle bir soru sorduğumu çok iyi hatırlıyorum. Bu balığı tutmanın garantisi var mı diye! oysaki balık avında garanti en son söylenecek ve verilecek bir sözdür. Bunu iyi biliyordum balık tutmak tam bir nasip işi ama o kadar çok tutmak istiyordum ki. Birde kolay değil İzmir'den kalk Antalya'ya balık tutmaya git hafta sonu için o kadar yol birde boş dönmek var, benim için büyük yıkım olurdu.

 

Cuma akşamı  işten biraz erken çıkıp eve geldiğimde eşim Sema hazırlanmış beni bekliyordu, bavulları bagaja koyduktan sonra yola koyulduk, Karaburun'un tersi istikametine dönünce nereye gittiğimizi sordu bende rapala alacağımızı söyledim garibim hala Karaburun'a gideceğimizi sanıyordu. Taaki Aydın otobanına girene kadar.


Yorucu bir yolculuktan sonra sabaha karşı 01:30 da Adrasan'a ulaştık.bu sırada bizi bekleyen Otel sahibi Erdem beye de teşekkür edemeden geçemeyeceğim. 04:00 gibi yatıp 05:30 da kalktık ve nihayet Menderes beyle telefonlaşıp buluştuk. Sabah 06:00 dı ve hava biraz karanlıktı. Balığa çıkacağımız tekneye bindik ve Menderes beyden gerekli talimatları aldıktan sonra o muhteşem gün doğuşunda avımıza doğru yol almaya başladık.

 

Menderes bey yanında iki adet içi sıcak su dolusu termos getirmiş ve sağ olsun kendisi ve bizim için soğuk sandviçler hazırlamış.Gün ağarırken denizin ortasında sallama lipton çayımızı içip, sandviçlerimizi büyük bir keyifle yerken bir yandan da Menderes beyin verdiği rapalaları denize salmaya başladık.


Menderes beyin dediğine göre eşimin oltası bu konuda bayağı uzmanmış:) Bu kuzu için ilk adımdı amacımız sırtıyla Palamut yakalayıp Kuzu için yem olarak kullanmaktı. Biz Kuşadası'nda eşimle balığa çıktığımızda Palamut yakaladığımızda akşam yemeği çıktığı için mutlu olurken burda palamutu yem yapmak açıkçası çok garip bir duyguydu.

 

Kahvaltı sonrası sigara içmeden olmaz, rapala kamışlarını bacak arasına sıkıştırdıktan sonra keyifle tüttürürken Karagöz burnunu 500 m kadar geçmiştik ki, Sema oltasında balık olduğunu söyledi bu sırada Menderes beyde bende de var dedi ve motoru durdurdu. Bana vurmadığı için bende oltamı tam toplamaya başlamıştım ki kamış bir anda gerginleşti ve güzel bir kafa atışıyla bana da bir Palamut geldiğini anladım, ama ne yalan söyleyeyim ilk önce bende balık olmayışından dolayı bayağı üzülmüştüm ama eşimin tutmasına da bir o kadar sevinmiştim. Benim ki biraz gecikmeli de olsa üçümüzde Palamut yakalamıştık ve hatırı sayılır cinstendi. Eşimle beni mutlu etmeye yetmişti bu olay en azından o kadar yol geldikten sonra balık tutma zevkini yaşamıştık. Balıkları su dolu kovaya koyduktan sonra tekrar sırtıya devam ettik.

 

Sulu Adaya doğru yavaş yavaş yol alıyorduk. Bu sırada Menderes bey bize bir yandan çevreyi tanıtıyordu muhabbet bayağı koyulaşmıştı. Sulu adaya gelmiştik ve muhteşem bir denizle karşılaştık denizin dibi mükemmeldi olduğu gibi görünüyordu, tek kelimeyle harikaydı. Sulu Adanın Beş Adalara bakan tarafında seyrimize devam ederken Sema yine oltada balık olduğunu söyledi tekrar durduk ve oltayı çekmesini bekledik balık yavaş yavaş su yüzeyine çıkarken Sinarit olduğunu anladık uygun bir boydaydı ve av iyi gidiyordu keyifler yerindeydi ve ben Semaya ne şanslısın demem le balığın oltadan kaçması kabus gibi çöktü üzerime ağzım biraz şom galiba:))

 

Adanın çevresinde yarım saat kadar daha sırtı çektikten sonra saat 09:00 da Kuzu avı için Menderes bey tuttuğumuz Palamutları yem olarak Kuzu oltalarına taktı ve yine en şanslı diye adlandırdığı oltayı eşim Semaya verdi. Ellerimize eldivenleri geçirdik ve yavaş yavaş oltaları suya bıraktık.

 

Eldiven! çok garip soruyoruz niye eldiven? cevap balık büyük ve güçlü ayrıca misinayı tutarken ele dolamak yasak çünkü Kuzu asıldığında vereceğiniz mukavemetle direk el kemiğinizi görme şansına sahipsiniz bunu yaşamak istemez her halde hiç kimse, Sema bunları duyunca biraz ürküyor eğer balık vurursa ne yapacağını düşünerek, o yüzdende zannediyorum pek tutma taraftarı değil; bunu daha sonraki günlerimizde benimle paylaşıyor, dua ediyormuş balık vurmasın diye:))

 

Bu arada yavaş yavaş dalgalar akıntıyla birlikte etkili olmaya başlıyor. Rölanti hızında gittiğimiz için adadan bir uzaklaşıyoruz tekrar yanaşmak için bayağı motora yükleniyoruz böyle iki saat kadar geçiyor, Menderes bey daha önce tuttuğu yerlere götürüyor ama nasip bu gün bu kadarmış der gibi, güneş bayağı yükseldi, bir saatlik uykuyla artık yorgunluğumuz had safhada iyice mayışıyoruz. Dalgalarla sallanan teknemiz bir beşik gibi uyku gözlerden akıyor. Bu sırada Menderes beye telefon geliyor arayan Mustafa bey birlikte sabah denize açıldığımız deniz aşığı bir insan, kuzu tuttuğunu fakat kancasının koptuğunu söylüyor ve bizimde oraya adanın Hacivat koyuna bakan tarafına gitmemizi söylüyor. Biz de hiç vakit kaybetmeden Mustafa beyin yanına doğru hareket ediyoruz.

 

Aradan bir yarım saat daha geçiyor dalgalar biraz daha etkili güneş tepemizde iyice mayıştık bu sırada ben oltayı Menderes beye veriyorum biraz sırt üstü uzanıyorum. Kendime bir sigara yakıp sırtımı dinlendiriyorum o sırada Sema biraz fenalaşıyor, dalgalardan dolayı, normalde şehirler arası vapurda bile bulantısı olur ilacı almayı geciktiriyor ve dalgalar onun bir numaralı düşmanı, oltasını bana veriyor ve gözünü açmadan kollarının arasında uzanıyor.

 Menderes bey ve ben devam ediyoruz.

 

Bir süre sonra Menderes bey Semada kötüleştiği için dönelim diyor ve oltasını topluyor bu sırada ben hanıma mı üzüleyim kuzu alamadık onamı derken o muhteşem gücü hissediyorum elim yarım metre uzuyor denize doğru ve o sırada bende avuçlarımı açıyorum misina olağan hızıyla gidiyor eldiven olmasına rağmen avuçlarımın içinin yandığını hissediyorum bu muhteşem bir şey bunu anlatmaya kelimeler yetmez ben bir kuzu tutmuştum hayatımda tutmayı en çok istediğim şeyi ve o şimdi avuçlarımın içinde özgürlüğü için çırpınıyordu. Misina akışı durduktan sonra misinayı kavradım ve yukarı dört kulaç kadar çıkardım ama sanki kayaya takılmış gibi birden durdu ve tekrar dibe doğru dalmaya başladı artık tam bir taktik savaşı veriyordum o çekiyor ben bırakıyordum durduğu zaman onu yukarı çekiyordum hatta bir ara Menderes beye verdim oltayı oda hiç fena olmayan bir Kuzu olduğunu söyledi.

 

Allah dualarımı kabul etmişti çok şükür, Sema çok kötü olmasına rağmen benim yaşadığım mutluluğa ortak olmaya çalışıyordu, hatta bir ara misinayı ona verdim o sırada Kuzu bir asıldı dengesini kaybedip düşecek gibi oldu bunu onunda yaşamasını istedim. Allah böyle bir hazzı adrenalini yaşamak isteyen herkese versin. Bu kesinlikle tarifi olmayan bir duygu çok farklı hala rüyalarıma giriyor.On beş yirmi dakika sonra su yüzeyine doğru yavaş yavaş çıkmaya başladı artık boyutunu daha iyi görebiliyordum muhteşem bir şeydi Menderes bey söyledi sürü halinde yüzdükleri için su yüzeyine kadar beş altı tane Kuzuda onunla birlikte gelmişti harika görünüyorlardı suda, zaten deniz mükemmel manzara süper birde Kuzular daha başka ne diyebilirim ki.

 

Onca yol sırf bunun için buna değer her şeye değer. 123cm 18kg bir Kuzumuz olmuştu artık Sema bitik ama mutlu, gülmeye çalışıyor kendini zorlayarak. Daha kötü olmadan dönüşe geçiyoruz her şey hayal gibi, rüya sanki ,dediğim gibi Allah bunu yaşamak isteyen herkese şans versin çünkü gerçekten şans işi nasip işi ama şunu unutmamak lazım Menderes beyin katkıları çok büyük bu konuda onada sonsuz teşekkürler. Hayatımda çok zor unutacağım bir anıya ortak oldu yardım etti tekrar tekrar teşekkür ederiz........

saygılar

SEMA-FERRUH CİNEL 18 kg kuzu fotoğraflar için tıklayınız...

Çok uzun oldu biliyorum ama yazarken o günleri tekrar hissettim bana o anı tekrar yaşadım, oraları çok özledim en yakın zamanda tekrar geleceğim.

 

  Mustafa abi ve ben Attila, kayıkçı Mustafa abinin teknesini kiralayıp Adrasan koyundan balığa çıktık. Ben daha önce hiç o bölgede avlanmadığım için Mustafa abimizin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ediyorum. İlk önce kamışlarımızı açtık ve rapalaları bağladık ve sırtı çekmeye başladık.

Hava açık ve güneşli ama deniz o gün biraz dalgalıydı. 2-3 tane büyük palamuttan sonra yaklaşık saat 10 gibi rapalamıza ilk yemlik küçük palamudumuz geldi. Mustafa abi yemlik balığı yöreye özel kuzu oltasına özenle takıp canlı olarak suya sallandırdı. Bana dönüp Attila şu eldivenleri ellerine geçir dedi. Ben eldivenleri giydikten sonra oltanın misinasını elime verdi ve bu sefer daha yavaş bir hızla Adrasan koyundan çıkıp yavaş yavaş Olympos'a doğru kıyıya paralel sırtı çekmeye devam ettik.

Bir taraftan o muhteşem doğa güzelliklerini seyredip diğer taraftan elimdeki oltada arasıra vuruş yapan palamudu hissediyordum. Oltadaki yem yaklaşık yarım saat falan canlı kaldı ama daha sonra vuruşları kayboldu. Sırtı çekmeye devam ediyor bir taraftan da muhabbet ederek yol alıyorduk. 1 saat olmuştu kuzu oltasını denize sallandıralı.

Mustafa abi çeşitli bölgelerde oltayı 3 kulaç topla 5 kulaç sal gibi yönlendirme yapıyordu sığ yerlerde oltayı dibe takmayayım diye.  Ben artık elimdeki oltadan umudu kesmiş bir şekilde beklerken o muhteşem vuruşu hissettim ama bana daha önce böyle bir şey yaşamadığımdan ilk başta dibe takıldı gibi geldi ama daha sonra olta elimden büyük bir hızla boşalmaya başlayınca "geldi balık geldi" diye heyecanla bağırmaya başladım. Mustafa abinin neden bana lastik eldivenleri giydirdiğini o zaman anladım elimdeki misina eldivene rağmen elimi yakarak boşalıyordu.

. O andaki heyecanı tarif edemem sanki denizin içinde oltamın diğer ucunda benden daha güçlü bir adam var ve benle halat çekme yarışı yapıyor. Teknede 3 kişide alarm durumuna geçti. Mustafa abi bana çok asılma boşluk ver falan diye yönlendirme yapıyordu. Misinayı ikimiz birden tuttuk ve bir biz çekiyoruz bir balık çekiyor boğuşup duruyoruz. Ben suyun dibinde nasıl bir yaratıkla uğraştığımızı kestirmeye çalışıyorum bir taraftan.

Bir an baktığımda 6-7 metrelik ahşap ağır tekne sola bizim oltaya abandığımız noktaya iyice yatmış durumdaydı. Sanki suyun dibinden bir beton bloğu yukarı çekiyorduk. Bu mücadele ne kadar sürdü bilmiyorum ama artık balığın bizim gibi yorulduğunu ve eskisi kadar kalama alamadan yukarı geldiğini hissediyorduk. Oltanın sonuna yaklaştıkça ben denizin içine bakıp onu görmeye çalışıyordum sonunda yaklaşık 15-20 mt derinlikte gümüş gibi bir parıltının daireler çizerek yukarı geldiğini gördüm. Heyecandan yerimde duramıyordum ve şimdi onu kayığa nasıl alacağımızı düşünüyor kahkahalar atıyordum.

 Mustafa abi kayıkçı Mustafa'ya hazır ol sen yanaklayacaksın dedi bende yanaklamak ne demek bilmiyor tabi. Mustafa gömleğinin kollarını sıvadı bekliyor. En sonunda balık su yüzüne yorgun bir şekilde çıktı ve yan döndü o anda kayıkçı Mustafa abi elini balığın yanağından sokup solungaç bölgesinden kavrayıp kayığın içine devirdi. Kayığın içine düşen balık çırpınıyor kayığın içinde ne var ne yok sağa sola uçuşup duruyordu. Bir tarafından ben diğer tarafından Mustafa abi bastırıp balığı zaptetmeye çalışıyorduk bir sürede böyle mücadele verdikten sonra artık mücadele bitmiş ve zaferi kazanan taraf belli olmuştu.

  Kendimize geldiğimizde baktık ki balığın ağzında iğne yok! oltamızdaki iki iğneden birisi kopmuş diğer hırsız iğnede balığın yan yüzgeci ile solungacı arasına takılmıştı. Balığın yan tarafına takılan iğne o mücadele sırasında eti yırta yırta artık sonuna gelmiş ve neredeyse kurtulacakmış. Mustafa abi balığı bu şekilde çıkarmamıza bir mucize diyordu. Hakikaten bir mucize olmuş ve biz çok kısmetli bir gün yaşamıştık.

 Kayığın içindeki o muhteşem  balığa tekrar tekrar bakıp bir sigara yaktım ve daha ilk avımda böyle bir balık yakaladığımız için çok mutlu oldum.  Dönerken hep beraber gülüşüyor ve birbirimizi kutluyorduk.

   Kıyıya döndüğümüzde avımızı gururla ve sahildeki milletin şaşkın bakışları arasında evimize götürdük. Tabi böyle bir balığıda görüntülememek olmaz diye karelerce fotoğrafını çektik. Balığın boyu tam 135 cm idi, yaklaşık 28-30 kilo civarı ağırlıkta bir balıktı. Sonra Mustafa abi balığı aynı bir kuzu gibi masaya yatırıp kesti biçti ayıkladı ve herkes payını aldı.  O zaman bu balığa neden kuzu diyorlar anladım çünkü aynı bir kuzu gibi eti kemiği olan bir balıkmış bu.  O günün akşamı kuzunun  benim payıma düşen kısmını 15 kişi afiyetle doya doya yedik.

 

Eylül 2003 tarihinde her zamanki gibi ustam Mustafa abi ve ben Attila sabah gün ağarırken kendi fiber teknemize atlayıp düştük yola. Bu sefer Sulu ada kenarında avlanacaktık. Genellikle ters istikamette olan Olympos yönünde avlanıyoruz.

Rapalalarımızı attık suya dolaşıyoruz sırtı çekerek yemlik palamudumuzun peşinde. Mevsim itibariyle palamutlar büyüdü artık Torik denecek kadar büyük ama biz yemlik olsun diye küçük palamut peşindeyiz. Küçük balık gelse bayram yapacağız. En azından bir tane gelse hemen canlı olarak kuzu oltamıza takıp büyük avın peşinde koşacağız ama oltamıza yapışan balıklar torikler. Sabah dolaşmamızda  3-4 tane balık aldık ama maalesef çok büyük balıklardı yemlik yapmaya hiç uygun değildi. Umutsuzca bir tanesini oltamıza takıp bu sefer Kuzu için sallandırdık denize.

Yaklaşık 2 saat falan dolaştık bu şekilde ama ne gelen var ne giden. Bir ara oltada sanki dibe sürtüyormuş gibi bir şeyler hissettim oltayı çıkarıp baktığımda palamudun yumuşak karın bölgesinin yenmiş olduğunu balıkta bağırsak falan kalmadığını gördüm. Mustafa abiye balığı bu halde görünce "bunu Domuz balığı yemiş" dedi.

Bu Domuz balığı  denen balığın türünü ben bilmiyorum ama daha önce balıkçı bir köylüden 2 tane para ile alıp yemiştik. Balıkçının ağlarından çıkmıştı. Balığın derisi çok kalındı ve temizlerken deriyi pense ile yüzerek çıkartıyorlardı. Gri renkte Aynalı Sazan balığı gibi tombul kalın bir balıktı ve en çokta dişleri dikkatimi çekmişti incelerken, aynı  koyun dişi veya insan dişi gibi köşeli dişleri birbirine yapışık duruyordu. Bir balıkta daha önce böyle bir diş görmediğim için komik gelmişti bana:)

Neyse bu balığı oltadan çıkarıp yeni bir balık taktık ama dediğim gibi balıklar çok büyük biraz boşuna dolaşıyoruz ama umut etmeden balıkçılık olmaz değil mi. Saat 12 civarına gelmişti ve biz hiç bir vuruş alamamıştık artık Kuzu balığı için umutlar yarına kaldı dönelim dedik. Oltamızı topladık ve dönüş yoluna koyulduk. Dönerken yine rapalalarımızı suya attık Sulu adanın arkasından önüne doğru eve doğru dönüyoruz derken öğlen saati olmasına rağmen bir Palamut yapıştı oltamıza. Balığı çekiyorum ama daha çekmeden "bu balık daha küçük Mustafa abi" dedim. Balığı tekneye aldık ama maalesef oda pek küçük değil tamam diğer balıklara göre daha küçük ama ideal yemlik boyuttan daha büyük. Mustafa abi "Attila hiç belli olmaz bu balığı takıp öyle dolaşalım kuzuya" dedi. "Gerçi büyük ama bakarsın gider ayak alırız balığımızı, biraz daha dolaşalım"

Palamudu özenle taktık canlı canlı oltamıza çok umutlu olmasak ta sallandırdık dibe. Kuzuya dolaşırken genellikle orta suda avlanıyoruz ama öğlen sıcağı olmuş bizde oltayı dibe çok yakın dolaştırıyoruz. Adanın burnundan geri döndük daha 5 dakika geçti geçmedi oltada o muhteşem tanıdık ağırlığı hissettim :))) Sabrımızın karşılığı oltanın ucundaydı ve alabildiğince büyük bir güçle asılıyor benimle mücadele ediyordu. Haziran ayında Mustafa abi ile yakaladığımız 22 kiloluk balık benim ilk ve en büyük kuzumdu ama daha sonra muhtelif kereler bir çok kuzu tutmuştuk ve ben artık nasıl mücadele edeceğimizi öğrenmiştim. Balığın asılışından bu balığın daha önce tuttuklarıma göre daha büyük olduğu tahmin ediyordum. Oltaya asılıyor balık kalama istediğinde kontrollü biçimde bırakıyordum. Mustafa abiye "abi rekor geliyor" dedim gülerek. Ne kadar mücadele ettik bilmiyorum ama balıkta ben yorulmuştuk artık ve yavaş yavaş yüzeye çıktığı hissediyordum. Mustafa abi tekneden aşağı eğilmiş balığı gelişini görmeye çalışıyordu ben ayaklarımı teknenin kenarına dayadığım için çekerken aşağı bakamıyordum. Mustafa abi aşağı bakar ki balığın arkasında başka balıklarda var mı diye çünkü genellikle kuzular yalnız gezmez ve biri oltaya takıldığında diğerleri onu belirli bir mesafeye kadar takip eder.

Mustafa abi bana "bir kuzu geliyor ama arkasında da bir karaltı var" dedi. Artık balığın yorulduğuna güvenerek ayaklarımı destek yaptığım yerden çekip bende aşağı bakıp bir taraftan oltayı topluyorum. İşte o muhteşem gümüş rengi parıltı daireler çizerek yukarı doğru geliyor ama hemen arkasında kahverengi kocaman bir balıkta onu takip ediyor!!! Mustafa abi "bu Orfoz" dedi.  Olta yaklaşık 10metre civarına geldiğinde gördük ki aynı oltada hem Kuzu hem Orfoz var.  Sarıkuyruk (Kuzu) orta su balığı ama Orfoz dip balığı ve bu balıklar bizim oltamıza aynı anda atlamışlardı, tek yemli iki iğneli oltamızda olmayacak bir şey olmuştu. Artık balıklar su üstüne çıkmak üzere Mustafa abi bana sen kuzuyu alacaksın sudan bende Orfozu dedi. Balıklar su üstüne çıktığında ben hemen kuzuyu yanakladım aldım tekneye Mustafa abide Orfozu. Teknemizin içinde ayaklarımızın dibinde aynı anda iki balık vardı ve çırpınıp duruyorlardı :) Kuzu yaklaşık 9-10 kilo, Orfoz ise 7-8 kilo civarında idi.

Ben ilk defa bir Orfoz tutmuştum ve bu böyle garip bir şansla olmuştu. Biz zafer kahkahaları atıp şaşkın şaşkın birbirimize baktık ve tokalaştık. Sabahtan öğlene kadar dolaşıp durmuştuk ve tam artık dönüş yolunda iken hadi bir yarım saat daha şansımızı deneyelim derken hayatımızın avlarından birine daha imza atmıştık.

Teknemizi Sulu adaya yanaştırıp kahve eşliğinde sigaramızı tüttürdük. Adadaki tatlısu kaynağından termosumuzu doldurup öğlen sıcağında kana kana içtik. Sulu adaya  verdiği balıklar ve suyu için teşekkür edip tatlı bir yorgunluk ve gururla evimizin yolunu tuttuk.

Orfoz ve Kuzu fotoğrafları

WEB TASARIM HİZMETLERİ